Amnesia: The Dark Descent
Merhaba.
Öncelikle; bu yazıyı başlığın uydurukluğundan (basitliğinden) dolayı "sıradan bir oyun" tanıtımı sanıp okumamazlık etmemenizi öneririm. Oyunun adı yerine daha açıklayıcı bir başlık yazmak isterdim fakat aklıma betimlemek için kelime gelmediğini belirtmek isterim. Belki "über!", ama sonra komik bulduğumdan dolayı vazgeçtim. Über ne yahu!? Neyse sadete gelelim. Sizi güzel bir oyunla tanıştıracağım. Adı başlıktan da görülebileceği üzere "Amnesia: The Dark Descent".
Teaser trailer:
Adını ilk duyduğumda kafamda hiç bir reaksiyon belirmedi. Garip. Türü hakkında bile pek bi yorum yapamamıştım. "Amnesia ha? Hafıza kaybı, hmm. The Dark Descent, karanlık çöküş... Pöff… Bu ne yahu depresif ruhlu karanlık temalı roman gibi..." Arkadaşımın elime tutuşturduğu cd’nin üzerindeki çirkin fontlu yazıyı okuduğumda bunlar geçti aklımdan. "Canım sıkılıyor, gelirken arşivinden bana şöyle sağlam bir oyun getir." dediğimde birkaç gün önce indirmekten vazgeçtiğim bir oyunu çıkarıp getireceğini hiç düşünmemiştim. Bi küfür salladım içimden suratına bakarak. Hoşnut olmadığımı anlamış olsa gerek parmağının ucuyla kapağın köşesini gösterdi. Baktım, “Frictional Games” yazıyordu. Hayatımda hiç işitmediğim bu firmanın ikinci oyununu elimde tutuyor ve böyle dandik bir ada sahip bir oyunun ne kadar kötü olabileceği hakkında tahminler yürütüyordum. Kafamı kaldırıp “Eeeee?” diyerek suratına baktım. “Olm hatırlamıyomusun Penumbra filan hani?!” dedi. Kafamı tekrar öne eğip “Penumbra… Yarı karanlık… İşte dandik bir oyun ismi daha…”diye mırıldandım. Anlamını biliyor olmam da dikkatimden kaçmadı. Hayal meyal, yılbaşına yakın bir zamanda bir süpermarkette oyun dergilerinin arasından yürüttüğümüzü hatırladım. Aslında o yürütmüştü. Ben yine Uykusuz dergisinin verdiği yılbaşı takvimlerinden kasiyeri kıllandırmadan nasıl birkaç tane daha fazla alırım diye dertleniyordum. Her neyse… Oyunu oynamamıştım ve adı da dandikti, tıpkı Amnesia gibi (Neden adlara bu kadar taktım bilmiyorum?). Amnesia hakkında o kadar şikayet etmeme rağmen aslında adının karşılığını kısmen vermekte. Etraf karanlık, canlandırdığımız karakter depresif... Oyuna ilk başlandığında arka fondaki esintili sessizlik ve yarı karanlık mekana kanarak sıkıcı ve monoton şekilde ilerleyen bir bulmaca oyunu oynayacağınızı sanıyorsunuz. Fakat biraz daha ilerlendiğinde "Ama neden birisi çıkıp da bu oyunun dehşet ve korku içeren ve de insanı tam manasıyla YUSUFLATAN bir yapım olduğunu söylemedi!" diye haykırabilirsiniz. Belki de sözcükler boğazınıza düğümlenir, içinizden küçük çığlıklar atmak zorunda kalabilirsiniz.
-Oyunun Bizden İstedikleri-
Evet, oyun bizden bazı şeyler istiyor. Her oyunda olduğu gibi bunda da kurallarımız var. Fakat tam anlamıyla sınırlandırılmış değiliz, Oyunu ilk defa açtıktan sonra genel bir bilgilendirilmeye tabi tutuluyoruz. Şöyle ki;
“Amnesia kazanmak için oynanmamalıdır.” Evet, garip gelebilir çünkü bu oyun kazanmak üzerine kurulu değil. Tek yapacağımız şey oyuna konsantre olup oyunun dünyasına ve hikâyesine kendimizi kaptırmak gerekiyor. Ayrıca bize oyunun “save” kısmı hakkında endişelenmememizi, bunu kendisi halledeceğini söylüyor (autosave). Amnesia dünyasının çok tehlikeli bir yer olduğunu ve bizim de son derece savunmasız olduğumuzu da ekliyor. Haklı tabii. Kendimizi savunacak tek bir silahımız bile yok. Son olarak düşmanlarımızla karşılaşmaktan sakınmamızı ve bunun yerine aklımızı kullanıp saklanmamızı ya da gerekirse kaçmamızı tembihliyor. Birkaç teknik ayarlamadan sonra oyun başlıyor. Yerde yarı baygın vaziyette yatan biziz. Oyun boyunca Daniel adlı karakteri canlandırıyoruz. Daniel korkuları yüzünden Amnesia iksirinden içmek zorunda kalmış ve hafızasını yitirmiştir. Ayıldıktan sonra da tek bildiği Alexander adlı birini durdurması gerektiğidir ve kalede Daniel’ın peşini bırakmayan lanetli bir gölge vardır.
Dafa fazla spoiler vermeden oyunun teknik özelliklerinden bahsetmek gerekirse ilk değineceğim yer grafikler olurdu. Alışana kadar eski bir oyunu oynuyormuşum gibi hissettim. Oyunu yapan firmanın imkânları bu kadar olsa gerek ama dediğim gibi bu hiç önemli değil. Oynanabilirlik açısından ele alırsak kontroller gayet iyi ayarlanmış. Kullandıkları fizik motoru gerçeği aratmayacak şekilde güzel işliyor. Oyuncuya eklenen efektleri (yürüme koşma gibi) ve first person açısını yabancılamıyorsunuz. Oyunun en büyük kozu ise sesler ve müzikler diyebilirim (-ki zaten bilgilendirmede maksimum performans için kulaklık kullanmamızı ve loş bir ortamda oynamamız tavsiye ediliyor). Bilinmeyen yerlerden gelen tırmalama, klik, homurdanma ve ayak sesleri vb. aşırı gerçekçi. Yanınızda yedek bir don bulundursanız iyi edersiniz yani. Oyunda ara sıra geçmişte bizim yazdığımız notlardan buluyoruz ve bazı “flashback”ler yaşıyoruz. Bunlar mekâna göre hikâyeyi tamamlayıp oyunu anlaşılır yapıyorlar. Takip etmeyip okumazsanız ilerde “Bu kim yahu!”, “Eee burada bi vana olması gerek ama…” diye tıkanabilirsiniz. Ayrıca umutsuzluğa düştüğümüzde ekranda bazı ipuçları beliriyor. Yani klavyeyi bırakıp gözlerinizi kapayıp ölmeyi beklemeyin. Oyunda diğer oyunların aksine vücut sağlığının (health) yanında bir de akıl sağlığı var. Vücut sağlığını bildiğimiz gibi garip yaratıklardan uzak durarak, ordan burdan yüksekten atlamayarak koruyoruz. Aklı sağlığını ise karanlıkta durmayarak koruyoruz. Evet, akluofobik bir karakterimiz var. Telaşa mahal yok! Neyse ki bir gaz lambamız ve etrafımızdaki mum ve meşaleleri yakabileceğimiz kibritlerimiz var. Ama unutmamak gerekir ki bunların hepsi sayılı. Çömelerek zindanlarda korkuyla yol alırken birden gaz lambanızın bitmesi hiç hoş olmuyor benden söylemesi. Üstelik etrafta yakacak bir mum bile yoksa…
Sonuç olarak Amnesia’nın hayatım boyunca yaşadığım en korkunç sanal tecrübe olduğunu söyleyebilirim. Kişiye göre değişir tabii bunlar ama bana gareziniz yoksa bu oyunu seveceğinizden hiç kuşkunuz olmasın :)
Waygler Girişi
Reklam
Anket
Kimler çevrimiçi
Kimler yeni
- anafor deep
- fuzuli60
- Ayse
- mertaytuu
- silvesterw
Yorumlar
Yeni yorum gönder